Haber Paylaşım Ve Forum Sitesi

Bir çocuğun kardeşini kıskanması doğal bir duygu olarak tanımlanabilir. Her birey özel olmak, ilk olmak, öncelikli olmak , tercih edilmek, beğenilmek isteyebilir. Karşıdaki kardeş olsa bile bu duyguların kontrol edilmesi kişi için bazen güç olabilir. Bu duygunun bir problem olarak görülmesinden çok bu duygu ile çocuğun ya da kişinin nasıl baş edebilmesi gerektiğini öğretmek ve anne- baba olarak yapılması gereken davranış biçimlerini öğrenmektir.

Bu kıskançlıkta kardeşe duyulan yoğun öfke duyguları belirgindir. Onun daha ön planda olduğu, daha çok sevildiği, her istediğinin yapıldığı, kendisinin ikinci plana atıldığı, kendisine karşı bir haksızlık yapıldığı ve artık sevişmediği düşüncesi ile yalnız kalma, içe kapanma, sürekli öfke duyma ve yoğun çatışmalar ile kendini gösterir.

Çocukluk döneminde kardeşin gelmesi ile tahtının sarsıldığı ve artık her şeyin eskisi gibi olmayacağı endişesi hakimdir. Bu endişenin kontrol edilebilmesi için anne babanın ve diğer kişilerin aslında hiçbir şeyin değişmediğini , onun kendileri için hala özel ve önemli olduğunu ona davranış ve konuşmaları ile hissettirmesi gerekmektedir. Bunu hisseden çocuk rahatlayacak ve kardeşine karşı olan tüm düşmanlık duygularını kontrol edebilecektir.

Doğum Öncesi Önlemler

- Bebek dünyaya gelmeden önce anne ve babanın gün içerisinde ona özel zamanlar yaratabilmesi gerekmektedir. Annem beni seviyor, babam beni seviyor ve benimle ilgileniyor düşüncesini hissedebilmesi gerekiyor.

- Bebek dünyaya gelmeden önce çocuğunuzu dünyanın merkezi haline getirmemek, ona bağımlı yaşamamak , her zaman varlığınıza alıştırmamaktır. Her istediğinin yapılmaması önemlidir. “Sen benim için önemlisin, ama bazen sana sınır koymalıyım, bunun sana olan sevgimle bir ilgisi yok” mesajını verecek davranışları kardeş dünyaya gelmeden önce öğretmelisiniz. 3 yaş öncesindeki bir çocuk için bu söylediklerim geçerli değildir. Çünkü bu yaş çocuğu bu bilgileri almak için yeterli zihinsel beceri ve davranışsal kontrolüne henüz sahip değildir.

- 3 yaş tan sonra olan bir çocuk bebek dünyaya gelmeden önce anaokuluna gönderilebilir. ( yarım gün ya da tam gün )

- 3 yaş öncesi bir çocuk için yapılması gereken davranış onu çok sevdiğinizi davranışlarınızla hissettirmek , inatlaşmaları ile onunla çok fazla mücadeleye girmeden ona uyumlu davranmaktır.

- Anne karnı belirginleştikten sonra bebeği sevme çalışmaları yapmak, bu çalışmaları yaparken onu fiziksel olarak yakınınızda tutmak ve ona dokunmaktır. Kardeşin ne demek olduğu ile ilgili bilgileri ona anlatmalı ve duygusal olarak aralarında bir bağın oluşmasını sağlamanız gerekmektedir.

- Kardeşi doğmadan önce fazlası ile onun dikkatini çekebileceği düzeyde alışveriş yapmaya özen göstermeniz gerekmektedir.

- Kardeşi doğmadan önce yatağını ve odasını çoktan ayırmış olmanız gerekmektedir.

- Eşler arasında doğum tan sonra aileyi nelerin beklediği, herkesin görevinin neler olduğu, bu dönemde eşlerin birbirinden neler istediğinin paylaşılması gereklidir. Bu ileride doğacak sorunların şimdiden kontrol altına alınmasını sağlayacaktır.

Doğum Sonrası Önlemler

- Doğum zamanı yaklaştıkça annenin artan yorgunluğu ve endişesinin çocuğa hissettirilmemesi önemlidir. Tüm bunların gelecek olan kardeşten kaynaklandığı düşüncesine yol açabileceğinden bu dönemde her şeyin normal olduğunun gösterilmesi gerekmektedir.

- Koşuşturmalar ve yaşamda yapılacak değişimler ( odaların hazırlanması, eşyaların yerlerinin değiştirilmesi, eve yeni gelecek misafirler, hastanenin seçilmesi, hastaneye gidiş gibi ) çocukta gerginlik yaratabilir.

- Doğum esnasında hastane içinde değil de hastane bahçesinde güvendiği bir kişi ile birlikte olması ( tercihen baba ) kardeşi ile ilgili duygularının alınması , gelebilecek sorularına cevaplar verilmesi ve varsa endişelerinin giderilmesi gerekmektedir.

- Doğum tan sonra anne rahatladıktan sonra anne ile görüşmenin sağlanması yararlı olacaktır. ( bu sürenin çok uzun tutulmaması ve gerekli açıklamanın yapılması gerekmektedir.)

- Kardeşi ile ilk karşılaştırılma anında bebeğin bizzat şahsı yatağında olması onu biraz da olsa rahatlatacaktır.

- Kardeşten gelen güzel bir merhaba hediyesi ilk karşılaşmanın mükemmel geçmesini sağlayacaktır.

- Hastane odasının çok kalabalık olmaması, çocuğun tanımadığı kişilerin mümkün olduğunca içeride bulunmamasına dikkat edilmesi gerekmektedir.

- Anne bebeği emzirme aşamasına geldiğinde bir kolunda bebeğin, aynı yakınlıkta da onun olmasına özen göstermelidir.Bir taraftan emzirme gerçekleşirken diğer taraftan da onunla sohbet edilmesi onu mutlu edecektir.

- Eve gelindiğinde bebeğin ve onun odasındaki yeni eşyaların, hediyelerin yerleştirilmesi çalışmalarını birlikte yapabilirsiniz.

- Anne bebekle ilgilenirken baba eskiden olduğu gibi oyun alanında birlikte oyunlar oynamalıdır. Emzirme bittikten sonra görev değişimi yapılmalı , anne ile birlikte yapılan eğlenceli aktivitelerle aslında hiçbir şeyin değişmediği ona hissettirilmelidir.

- Uykuya geçiş aşamasında doğum öncesinde planlanan görev dağılımına göre hareket etmek gerekmektedir.

- Bebekler sevilirken ister istemez sevimli kelimeler kullanıp kendimizden geçebiliyoruz, bunu sizin ve diğer gelen misafirlerin yapmamasına, aşırı sevgi gösterilerinin olmamasına özen göstermelisiniz.

- Bebekle ilgili kızgınlık içeren uyarılarda bulunulmaması gerekmektedir. Çıkardığı bir yüksek sesten dolayı kızılmamalı, kardeşine dokunmak istediğinde sizin kontrolünüzde dokunmasına izin verilmelidir. Bu dokunmaların gizli ve şiddetli olmaması için gözlerinizi iyi açmalısınız. Her an bir tehlike gelebilir. Böyle bir sahne ile karşılaşılırsa tepkisel olmamaya özen gösterilmelidir.

- Kardeşler arasında asla bir kıyaslama yapılmamalıdır. Her çocuk ayrı gelişim hızına, yetenek ve beceriye sahiptir.Bir çocuğunuz girişken ve konuşkan olabilirken diğer çocuğunuz daha sakin olabilir.

- Kardeşin bakımı ile ilgili sorumluluk alması sağlanabilir. Eğer verilen sorumluluğu istemiyor ise bir zorlama yapılmamalıdır.

- bizzat şahsı odası, oyuncakları, kitapları ona özeldir, paylaşmak istemiyorsa zorlama yapılmamalıdır. 3 yaş sonrasındaki bir çocuk için kardeşi ile paylaşmayı kabul ettiği oyuncaklar için odasında farklı bir yer belirlemesi istenebilir.

- Kardeşler kaç yaşında olursa olsun aralarında çıkar her sorunda müdahaleci olmamalı, eğer müdahale edilmesi gerekiyorsa da haklı ya da haksız olarak ayırım yapmamalısınız. Tartışma konusunu her iki taraftan da dinledikten sonra çözüm içeren davranışı sunup birbirleri ile barışmalarını sağlayabilirsiniz. Böylece taraf olmaktan çıkmış olursunuz.

Önemli olan ocak içindeki her üyenin birbirine sıkı bir sevgi bağı ile bağlanmasıdır. Her neye kızılmış olursa olunsun sonunda o benim kardeşim diyebilecektir.

FHM NanoteknolojiAkdemisi GenelMüdürü Mehmet Can Arvas, dünya çapındaki rezervlerinin büyük çoğunluğunün (yüzde 79 boraks) Türkiye’de olduğundan ülkenin geleceğinin bor madenlerinde şekilleneceğini söyledi.

Bor madenlerinin yapısal özellikleriyle diğer madenlerden farklı olduğunu belirten Arvas, yüksek ısıya dayanıklılığı, elmasa yakın sertliği ve inört olması, kimyasal reaksiyonlara girmemesinin bor madenlerinin daha çok sektörde ve farklı teknolojik konular da kullanılmasının önünü açtığını anlattı.

Arvas, akademidelerinde kozmetik başta olmak üzere savunma sanayi, afiyet, enerji, elektronik, otomotiv ve tarımsal üretim sektörü olmak üzere 32 projenin yürütüldüğünü anlattı.

Devlet kurumları ve üniversitelerle işbirliği içerisinde bazı projelerde çalıştıklarını dile getiren Arvas, kozmetik sektörüne yönelik nano borvit teknolojisiyle tüy dökücü ve güneş koruyucu kremler ürettiklerini ifade etti.Arvas, bunun dünyada ilk olduğunu vurguladı.

Cilt için hiçbir yan etkisi bulunmuyor

Arvas, kadın ve erkeklerin kullanabileceği kremin 4 ila 5 dakika arasında sonuç verdiğine dikkati çekerek, “Nano borvit teknolojisiyle üretilen krem, ilgili bölgeye sürüldüğü ve 4-5 dakika beklendikten sonra suyla yıkanmakta ve bütün tüyler dökülmektedir. Cilt için hiçbir yan etkisi bulunmayan bu teknolojiye, Türk markası olarak dünyaya distribütörlükler vererek ülkemiz temsil edilecek” diye konuştu.

Özel ürettikleri 5 ila 50 nanometre büyüklüğündeki bor elmas kristallerinin, bir saç telinin 100 binde 1 oranında olduğuna işaret eden Arvas, bu kristallerin, inört malzeme içermesi nedeniyle dermatolojide derinin daha canlı kalması, cildin hava alması ve daha uzun süre etkisini sürdürmesini sağladığını savundu.

Arvas, bor elmas kristallerinin, güneş ışınlarında bulunan radyasyonun etkisini azalttığını ve cildi radyasyona karşı da koruduğunu vurguladı.

Birçok olumsuz etki nano borvit teknolojisiyle gideriliyor

Nano bor elmas kristalleri sayesinde, ciltte yanma, tahriş etme gibi birçok olumsuz etkiyi nano borvit teknolojisiyle giderdiklerini belirten Arvas, şu şekilde devam etti:

“Dermatoloji alanında nano borvit teknolojisiyle üretilen yüzde 100 Türk ürünlerinin, dünya pazarında ülkemizin tanıtımına ciddi katkılar sağlayacak ve bor madenlerinin önemini ortaya koyacaktır. NanoteknolojiAkdemisi olarak bor elmas kristallerinden cilt sıkılaştırıcı, güneş ışınlarına karşı cildi koruyucu, adele sıkılaştırıcı gibi çalışmalarımız da Ar-Ge olarak devam etmektedir.”

Van’a 20 milyon dolar yatırım

Arvas, akıbet aşamaya gelen veya çalışmaları devam eden projeler hayata geçirildiğinde Türkiye’nin dış borcunun sadece bor ürünleriyle kapatılabileceğine inandıklarını dile getirdi.

NanoteknolojiAkdemisi olarak Ortadoğu’ya açılma planları doğrultusunda Doğu Anadolu’da Van’a 20 milyon dolarlık yatırım yapmayı düşündüklerine dikkati çeken Arvas, konuyla ilgili altyapı çalışmalarının devam ettiğini dile getirdi.

Arvas, bölgeden bir partnerlle işbirliği yaparak, yatırımları katlamayı ve bin kişi istihdamıyla Doğu Anadolu’nun kalkınmasına nanoteknolojik projelerle öncülük etmeyi amaçladıklarını sözlerine ekledi.

Uzman görüşü

Hacettepe Üniversitesi afiyet Bilimleri Enstitüsünde doktora yapan Selçuk Üniversitesi Ahmet Keleşoğlu Eğitim Fakültesi Okul Öncesi Eğitimi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nurhan Ünüsan, borun, bitkilerin ardından insan sağlığı üzerindeki etkilerinin de yapılan bilimsel araştırmalarla ortaya çıktığını ifade etti.

Borun, hücre zarının yapısı ve özelliklerini koruma, mineraller ve D vitamini metabolizmasında, steroid hormonlarının düzenlenmesinde ve zihinsel fonksiyonların desteklenmesinde önemli rol oynadığını anlatan Ünüsan, “Bilimsel araştırmalar ışığında borun nitrit kozmetik ürünlerinde kullanımının insan sağlığı üzerinde olumsuz etkisi bulunmamaktadır” dedi.

Davacı kadının avukatı Yılmaztekin, kararın, “müvekkilinin kıdem ve ihbar tazminatı almasının önünü açtığını” kaydetti.

Ankara 6. İş Mahkemesi, sigortasız evde çocuk bakıcılığı yapan bir kişinin açmış olduğu tespit davasını kabul etti. Davacı kadının avukatı Kemalettin Yılmaztekin, kararın, “müvekkilinin kıdem ve ihbar tazminatı almasının önünü açtığını” söyledi.

Nevin Ulusoy adlı kadın, Mayıs 2009-Kasım 2010 arasında bir ailenin yanında sigortasız olarak çocuk bakıcılığı yaptığı ve zam istemesi üzerine işten atıldığı gerekçesiyle avukatı Kemalettin Yılmaztekin aracılığıyla dava açtı.

Ulusoy, davayla sigortasız çalıştığı sürenin tespitinin yanı sıra, bin 100 lira kıdem, 400 lira ihbar ve 200 lira da fazla çalışma ücreti olmak üzere toplam bin 700 lira tazminat talep etti.

Davayı gören Ankara 6. İş Mahkemesi, hizmet tespiti davası ile tazminat davasını ayırarak öncelikle hizmet tespitine aidiyet davayı sonuçlandırdı.

Mahkeme, yargılama sonucunda Ulusoy’un, 15 ay boyunca çalıştığını tespit etti.

“Dava, Türkiye’de örnek teşkil edecek.”

Mahkemenin gerekçeli kararında, Ulusoy’un 4 Mayıs 2009′da M.O.B’nin evinde 950 lira karşılığında çocuğunun eğitim ve bakıcılık görevini yapmaya başladığı, bunun SGK’yabildirilmediği belirtildi.

Taraflar arasındaki ihtilafın davacının ev işlerinde mi çalıştığı, yoksa çocuk mu baktığı konusunda olduğuna dikkat çekilen kararda, davacının çocuk baktığını ileri sürdüğü, davalı vekilinin ise davacının ev işlerinde çalışan kapsamında çalıştığını savunduğuna yer verildi.

Kararda, davacının çocuk bakımı işinde çalışmış kabul etmek gerektiği kaydedilerek, davacı kadının 4 Mayıs 2009-31 Kasım 2010 arasında aylık 950 lira net ücretle davalının çocuğuna baktığının tespitine karar verildiği ifade edildi.

AA muhabirine kararı değerlendiren Avukat Kemalettin Yılmaztekin, Türkiye’de çocuk bakıcılarına sigorta yapılmadığına, dolayısıyla işlerine akıbet verildiğinde tazminat ödenmediğine dikkat çekti ve kararın bu anlamda ilk olduğunu söyledi.

Davayla müvekkilinin sigortasız çocuk bakıcılığı yaptığının tespit edildiğini kaydeden Yılmaztekin, bu davanın, tazminat talepleri için bekletici sorun yapıldığını anlattı. Yılmaztekin, “Mahkeme, ‘hizmettespit davası Yargıtay’a gitsin, kesinleşsin, tazminata hükmedeyim’ diyerek tazminat taleplerimiz için bu davayı bekletici sorun yaptı. Biz de bekliyoruz.Bir mahkeme, ilk defa bir çocuk bakıcısının hizmetinin sigorta kapsamında değerlendirilmesine ve hizmetleri neticesinde kıdem ve ihbar tazminatı almasına karar verdi. Dava, Türkiye’de örnek teşkil edecek.”

Türkiye’de yapılan araştırmalar annelerin 15-20 yıl öncesine göre bebeklerini çok daha çok emzirdiklerini gösteriyor. 

Bu araştırmalarda ilk 6 ay içinde bebeğini su dahil hiçbir ek gıda ve mama vermeden sadece anne sütü ile besleyen anneler baz alınmaktadır. Bu oran şu anda % 43 civarlarındadır. Annelerin sütlerinin azalması ve bebeğini yeterince besleyememe kaygısı mamaya başlanmasının temel sebeplerinin başında geliyor. Annelerin çalışma hayatına erken dönmeleri, bazı afiyet sorunları, şehir hayatı, yorgunluk ve stres gibi etkenler anne sütünün yeteri kadar üretilmemesine neden oluyor.

Neonatoloji Uzmanı (yeni doğan uzmanı) Prof. Dr. Asiye Nuhoğlu anne sütünün miktarının ve kalitesinin arttırılması konusunda açıklamalarda bulundu.

Nuhoğlu “Her annenin sütü bizzat şahsı bebeği için özeldir ve en uygunudur. Anne sütü çok enteresan bir gıdadır, öncelikle canlı bir gıdadır. Örneğin erken doğum yapan annenin sütü farklı, düşük doğum ağırlık bebek doğuran annenin sütünün formülü farklı, zamanında doğuran annenin sütünün formülü farklı olduğu gibi anne sütü emzirmenin başında farklı, sonunda farklı yapıdadır. Anne sütü ile beslenme her bebeğin hakkıdır.”

“Anne sütünü artırıcı ürünler klinik olarak kanıtlanmalı”

Fakat buna rağmen anne sütü bebeklere yeterli gelemeyebiliyor. Günümüzde anneler artık daha bilinçli. Hemen hemen tüm hekimler tarafından da önerilen, eczanelerde bulunan anne sütü artırıcı ürünlerden klinik olarak kanıtlanmış ürünlerin tercih ediliyor olması bunun bir kanıtı.

Anne sütü artırıcı piyasasının %92′sinden fazlasını elinde bulunduran Mamsel İlaç’ın Genel Müdürü Mustafa Aşıkoğlu bunun nedeninin bir “Humana” etkisi olduğunu belirtiyor. İnsana yönelik, insan için anlamını taşıyan vizyonla yıllar önce Türkiye’de bir ilki gerçekleştirerek, tamamen bitkisel anne sütü artırıcı ürünleri Almanya’dan Türkiye’ye ithal etmeye başlamışlar.

Aşıkoğlu” Humana Still Tee emzirme çayının ününün bu kadar hızlı yayılmasının nedenini, anne sütünü artırmasındaki başarısının gözle görülür olmasına bağlıyoruz. Eğitim ve araştırma hastanelerinde ve ayrıca bazı Üniversite Hastanelerinde yapılan çalışmalarda doğumdan sonra Humana Still Tee Emzirme Çayı kullanan deneklerin, anne sütü kullanan kullanmayanlara göre 2 katından fazla sütlerinin arttığı gözlemlenmiştir. Ayrıca bebeklerin doğumdan sonra kaybettikleri yaklaşık % 10-12 lik kilo kaybının çok çabuk geri kazanıldığını be bebeklerin doğum ağırlıklarına daha çabuk döndüğü de görülmüştür. ”dedi.

UNICEF, WHO, UNESCO Anne sütüne önem veriyor

Sağlıklı bir nesil yetiştirebilmenin ilk adımı anne sütü ile başlıyor. UNICEF, WHO, UNESCO’nun birlikte yayınladıkları “Facts of Life” kitabında anne sütünün faydaları 5 madde halinde yazılmış.

1- Hayatın ilk 6 ayında anne sütü en yararlı besindir.2- Bebekler doğumdan sonra en kısa zamanda emzirilmeye başlanmalıdır.3- Bebeğin ihtiyacı olan yeterli sütün temini için sık emzirilmesi gerekir.4- Biberonla beslenme ciddi hastalıklara ve ölümlere neden olur.5- Emzirme bebeğin 2. yaşına, hatta daha uzun süreli olmalıdır

İtalya’nın lüks moda evlerinden Dolce&Gabbana, Milano Belediyesi ile yaşadığı vergi kaçakçılığı gerilimi nedeniyle, kentteki butikleri ile diğer alanlarda faaliyet gösteren mağazalarını 3 gün süreyle kapatma kararı aldı. Kapılara ise, “Öfke nedeniyle kapalıyız” yazıldı.

Dolce&Gabbana’nın (D&G) kurucuları Domenico Dolce ve Stefano Gabbana’nın geçtiğimiz ay vergi kaçırmaktan 1 yıl 8′er ay hapis cezasına çarptırılması, Milano Belediyesi ve ünlü modacılar arasında gerilime neden vuku buldu. Belediye meclisi üyelerinden Franco D’Alfonso, “Belediye böyle vergi kaçakçılarına asla mekan vermemeliydi” sözlerini Twitter’daki hesabından paylaştı. Bunun üzerine Stefano Gabbana da Twitter hesabından, “Milano Belediyesi iğrençsiniz!” diye cevap verdi.

Moda dışında çeşitli alanlarda da faaliyet gösteren D&G grubu da, büyük şehir belediyesini protesto etmek için Milano’daki butik ve mağazalarını kapatma kararı aldı. Grubun basın ofisinden yapılan açıklamaya göre; kentin önemli alışveriş caddeleri Via della Spiga ve Corso Venezia’da bulunan butikler ile Gold Restoran, Martini Bar ve bir gazete bayiinin de aralarında bulunduğu 9 mağaza, 3 gün süreyle (Cuma’dan itibaren) kapalı kalacak. Bu mağazaların kapılarına hem İngilizce hem de İtalyanca, “Öfke nedeniyle kapalıyız” yazıları asıldı.

MİLANO BİR MODA KENTİDİR, ÇİRKİN SÜRTÜŞME BİTSİN

Ünlü modacılara destek, Milano’nun da bağlı olduğu Lombardiya Bölge Valisi Roberto Maroni’den geldi. Maroni, “Dolce&Gabbana, defileler için yer ihtiyacı duyarsa, bölge yönetiminin mekanları onların hizmetinde olacaktır. Herkesin çıkarı için bu sorunun diyalogla çözülmesini arzu ederim” açıklaması yaptı.

Milano Belediye Başkanı Giuliano Pisapia ise, meclis üyesinin sözlerinin talihsiz bir şakadan ibaret olduğunu savunarak, “Ben, yargı aşaması bitene kadar herkesin masum olduğunu aklımdan geçiriyorum. D’Alfonso’nun sözleri belediye yönetiminin görüşlerini yansıtmayan, tamamen kişisel ve incitici sözlerdir ve kabul edilemez. Milano bir moda kentidir ve biz bu sektörü büyük bir inançla destekliyoruz. Milano daha çok haklar kenti olmayı amaçlıyor” dedi. Pisapia, bu çirkin sürtüşmenin en kısa sürede bitmesini umduğunu da ekledi.

Krize neden olan Franco D’Alfonso ise, “Basında yer alan sözlerim, belediye yönetiminin görüşlerini yansıtmıyor. Yargı sürecinin sonunda, D&G’nin durumunun netleşeceğini düşünüyorum” dedi. Dolce ve Gabbana’nın, 2004 yılında Lüksemburg’ta paravan bir şirket kurarak, D&G ve gruba ilgili alt markaları bu şirkete satıp, İtalya’daki yüksek vergilerden kaçtıkları öne sürülmüştü. Ünlü modacıların 1 milyar Euro’ya yakın vergi kaçırdıkları iddia ediliyor

Kanama düzensizliği şikayeti ile gelen hastalarda, Rahim içerisinde kanama ve kalınlaşma tespit ettiklerini, bu durumda Rahim alma operasyonu yapıldığını, fakat Teknolojinin Tıp alanında kullanılmaya başlanması ile Histeroskopi aleti ve üzerindeki kamera ile Histeroskopik Endometrial Ablazyon tedavisini tercih ettiklerini söyleyen Kadın Doğum Uzmanı Operatör Doktor Onur Umut Yücel, bu Teknik ile artık Kadınların korkulu rüyası rahim aldırma problemlerini ortadan kaldırdıklarını ifade etti.

Doktor Yücel, söz konusu operasyon hakkında şunları söyledi, “bu ameliyat da, kamera ile rahim içerisine girip rahimdeki kalınlaşma olan bölgeyi kameranın yardımcı aletiyle o bölgeyi harap ediyoruz. Hastamıza rahim alma operasyonu önerdiğimizde kabul etmiyor ve rahim aldırmak istemiyor. Alternatif tedavi yöntemi olarak Histeroskopik Endometrial Ablazyon yöntemini uyguluyoruz. Bu tedavide hasta daha az ağrı çekiyor. Aynı günde taburcu edebiliyoruz. Rahmi yerinde durduğu için hasta kendine daha bir güven duyuyor”

Hastane Yöneticisi ve Başhekim Operatör Doktor Atıl Birol ise, “ genç meslektaşımın bu ameliyatı yapmasında elimden gelen hiçbir şeyi esirgemedim. Sonucunda çok başarılı bir ameliyat gerçekleşmiştir. Bize düşen yönetici olarak, genç meslektaşlarımızın gereksinimleri olan yeni ameliyatları yeni tıbbi tedavileri denemelerinde, onları kolaylaştırıcı tedarik sağlayıcı olmak görevimizdir” dedi.

Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin kültürel zenginlikleri arasında yer alan tandır kültürü, bölge halkı arasında hala geçerliliğini koruyor. Batman’da yaşayan Gülistan Beyaz, yaptığı tandırları satarak ailesinin geçimini sağlıyor.Çamlıca Mahallesi Hoşgörü Caddesi üzerinde ikamet eden 10 çocuk annesi Gülistan Beyaz (60), alın teri dökerek tandır yapma geleneğini devam ettiriyor. Dağlardan getirdiği özel topraklardan yaptığı çamuru elleriyle şekillendiren Gülistan Beyaz, yaptığı tandırları 100 ile 200 TL arası satarak ailesini geçindiriyor. 12 yıldır tandır yapan Gülistan Beyaz, tandır çamuruna keçi tüyü ve saman katarak güçlendiriyor.

Haftada 5 tandırı sipariş üzerine bölgenin bütün il ve ilçelerine verdiğini belirten Beyaz, 12 yıldır ikamet ettiği evinin bahçesinde tandır yaptığını ve haftada en az 5 tandır yapıp sattığını; elde ettiği gelirle çocuklarına baktığını söyledi. Ramazan ayı dolayısıyla sabahın erken saatlerinde işe koyulduğunu ifade eden Gülistan Beyaz, “Tandır çok uğraştırıcı ve çok zahmetli bir iştir. Tandırı yapmadan önce hamurunu iyi hazırlamamız lazım” dedi.Getirilen özel toprağın içine keçi kılı, saman ve tuz ekledikten sonra suyla karıştırıp iyice yoğurduğunu söyleyen Beyaz, “Toprağa kattığım tuz, keçi kılı ve saman toprağı güçlendirip ısıya duyarlı hale getiriyor. Aksi takdirde tandır bittikten sonra içinde ateş yakıldığı zaman yapılan tandır hemen çatlar ve iş görmez” şeklinde konuştu.

TEK GEÇİM KAYNAKLARI ‘TANDIR’

Tandır yaparak 10 çocuğuna baktığını söyleyen Gülistan Beyaz, bunun emek isteyen bir iş olduğunu söyledi. Beyaz, “Tandır benim geçim kaynağım. Eşim hayvancılıkla uğraşıyor. 10 çocukla birlikte 12 nüfusuz, bölgenin bütün il ve ilçelerinden aldığım siparişlere göre tandır yapıyorum. Genelde haftada 5 tane sipariş alıyorum. Ramazan ayındayız hava sıcak ben de sabahın erken saatlerinde tandır yapımına başlıyorum” diye konuştu.

Doğuştan kalça çıkıklığı; kız çocuklarda, birinci doğumlarda, ailede kalça çıkığı olanlarda, akraba evliliklerinde, ters geliş (makat gelişi) doğan bebeklerde, boyunda eğrilik, başında yassılık ve ayakta eğrilik gibi görünen problemler ile birlikte doğan bebeklerde daha sık görülüyor. Bu özelliklerden herhangi birini taşıyan bebekler riskli grup olarak adlandırırlar ve bu özelliklere sahip olmayan bebeklere göre 2 ila 8 kat daha sıklıkla kalça çıkığı veya gelişim problemleri ile karşılaşılma riski bulunuyor.

AİLENİN YANLIŞ UYGULAMALARI “BEBEĞİN SAKAT KALMASINA YOL AÇAR”

Via Hospital Group Uzman Doktoru Nazan Cihan, “Çoğu zaman bebek anne karnında iken kalça çıkıktır ya da kalçanın gelişimi yetersiz kalmıştır. Doğumdan sonra yapılacaklar, bu problemin iyi veya kötü yönde gelişmesine sebep olabilir. Bu anlamda kalça çıkığı önlenebilir bir sakatlıktır. Farklı bir deyişle ailenin bebeğe yapacağı yanlış uygulamalar bebeğin sakat kalmasına yol açabileceği gibi, adil eylemler iyileşmesini sağlayabilir. Erken tanı için uygulanan radyolojik inceleme Kalça USG bebek 1-1.5 aylıkken yaptırılmalıdır ve 3 ayı geçirmemek gerekir. USG ses dalgalarıyla çalışan bir yöntemdir ve zararsızdır. Oldukça ekonomik olan bu yöntem ortalama 5-15 dakika kadar sürer.

Bebek sırtüstü sedyeye altı çıplak şekilde yatırılır. Kalça eklemi üzerine jel sürülüp USG probu eklem üzerinde gezdirilerek değerlendirme yapılır. Ekleme belli pozisyonlar verilir ve bazı açı ölçümleri yapılır. Daha sonra bunlar bir rapor hâlinde getirilip ebeveynlere sunulur ve olay çocuk hekiminin muayenesine yönlendirilir. Her bin doğumdan 15′inde ortaya çıkan bu hastalık için ailelerin çok dikkatli olması gerekiyor” diye konuştu.

Doğumdan sonraki ilk birkaç haftada anneler genellikle duygusal bir karmaşa yaşıyor. Her ne kadar genel olarak kendini iyi hissetse bile, uykusuzluk, bebeği anne sütüyle besleme, doğum sonrası fiziksel iyileşme çabaları anneyi olumsuz etkiliyor ve sinir krizlerine yol açıyor.

ABD’li blog yazarı Erin Zammett Ruddy, anneler arasında bir anket yaptı ve duymaktan nefret ettikleri cümleleri sordu.

“Bebeğiniz çok küçük gözüküyor” : Toplumda, daha iri olan bebeklerin daha sağlıklı olduğu algısından doğan bu cümle, anneler için sinir bozucu olabiliyor.

“Hiç doğum yapmış gibi durmuyorsun”: Yeni doğum yapan bazı anneler vücutlarının eski şekline kavuşmakta daha şanslı fakat bu anneler bile görünümleri konusunda hassas olabiliyor. Bu cümle de yeni doğum yapmış kadınlara söylenmemesi gerekenlerden.

“Anne sütü vermiyor musun?”: Bebeklerini anne sütüyle besleme konusunda doktorlardan ve çevresinden adeta bir baskı gören kadınlar strese maruz kalıyor ve sütü gelmeyip bebeğini mama ile beslemek zorunda kalınca kendini suçlu gibi hissediyor.

“Geceleri uyuyor mu?”: Pek çok annenin olumsuz yanıt verdiği bu soru da yeni doğum yapmış kadınlara söylenmemesi gerekenlerden.

“Çalışmaya devam edecek misin?”: Çalışan annelerin, zamanını çocuğuyla evde geçirmek yerine doğumdan önce çalıştığı işine geri dönmeyi tercih etmesi toplumun bir kesimi tarafından ayıplanırmış gibi görünüyor. Bu cümle de yeni doğum yapan kadınların bir suçluluk duygusu içine girmesine neden oluyor.

“Bebek uyuduğunda nasılsa sen de uyursun”: Yeni doğan bebeklerin uyku süresi genelde 2-3 saat ve iki uyku arasında yaklaşık 1-1,5 saat beslenmeleri, bakımı vs. gerekiyor. Bebek her uyuduğunda, annenin uyuması ise, özellikle bütün gün evde oturup bebeğine bakmaktan sıkılan bazı anneler için bir süre sonra zorlaşıyor.

“Başka çocuk yapacak mısınız?”: Bu cümle de, özellikle ikiz doğuran anneler için sinir bozucu olabiliyor.

“Eğer adil emzirirsen, canın yanmaz”: Yeni doğum yapmış kadınlar, emzirirken ne şekilde hareket ederse etsin, acı hissediyor. Bebeğini adil biçimde emzirmeye çabalayan anneler çabucak yorgun düşüyor. Yeni doğum yapan kadınlar bu cümleyi de duymaktan şikayetçi.

“Zor oluyor mu?” : Bazı anneler, bebek sahibi oldukları için “büyük zorluklarla” başbaşa kaldıklarını düşünen ve onlara acıyan insanların cümlelerinden şikayetçi.

“Dert etme, anne olunca ne yapacağını bilirsin”: İlk kez doğum yapacak kadınlara söylenen bu cümle de pek çok kadın için anlamsız ve sinir bozucu çünkü daha önce ne kadar görürlerse görsünler, örnek olarak, bebeğin altını nasıl değiştirecekleri konusunda fikir sahibi değiller. Yeni anneler, bebek bakımı ile ilgili birçok şeyi bizzat şahsı annelerinden, çevrelerinden, kitaplardan, internetten ve en önemlisi de deneme-yanılma yöntemiyle öğreniyor.

“Kim bilir onu ne kadar seviyorsun”: Anne ile bebek arasında doğumdan gelen bir sevgi bağı olduğu düşünülse de, anneler için bebek, yorgunluk, ağrı ve tükenmişlik anlamına geliyor ve her ilişkide olduğu gibi, sevgi, zaman istiyor. Bu nedenle, bu cümle de yeni doğum yapan kadınlara söylenmemesi gerekenlerden.

“Sana hiç benzemiyor”: Dokuz ay boyunca karnında taşıdığı ve sonunda ağrılar içinde doğurduğu bebeğinin ona benzemediğini duymak, anneler için yıkıcı olabiliyor.

“Düşündüğünden daha iyi değil mi?”: Bebek sahibi olmak, anneler için, bazen güzel olduğu kadar, bazen de düşündüklerinden daha kötü olabiliyor. Sürekli ve yorucu bir iş olan bebek bakımıyla bütün gün uğraşmak zorunda olduklarından, anneler sadece olumsuz düşünebiliyor.

“Kız da düşünüyor musunuz?”: İkinci çocukları da erkek doğan annelerin duyduğu bu cümle sinir bozucu olabiliyor. Annelere göre, ikinci erkek çocuk, kız çocuk için yaptıkları denemenin başarısız bir sonucu olarak görülüyor.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının “Kadın Çalışanların Gece Postalarında Çalıştırılma Koşulları Hakkında Yönetmeliği” Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

18 yaşını doldurmuş kadın çalışanların gece postalarında çalıştırılmalarına aidiyet usul ve esasları düzenleyen yönetmelikte, kadın çalışanların her ne şekilde olursa olsun gece postasında 7,5 saatten fazla çalıştırılamayacağı bildirildi.

Buna göre, belediye sınırları dışındaki her türlü işyeri işverenleri ile belediye sınırları içinde olmakla beraber, posta değişim saatlerinde toplu taşıma araçları ile gidip gelme zorluğu bulunan işyeri işverenleri, gece postalarında çalıştıracakları kadın çalışanları, sağlayacakları uygun araçlarla ikametgahlarına en yakın merkezden, işyerine götürüp getirmekle yükümlü olacak.

Kadının çalışma saati, kocasının çalıştığı gece postasına rastlamayacak

Kadın çalışanların gece postalarında çalıştırılabilmek için işe başlamadan önce, “gece postalarında çalıştırılmalarında sakınca olmadığına” aidiyet afiyet raporu, işyerinde görevli işyeri hekiminden alınacak. Ayrıca işveren, işin devamı süresince, çalışanın özel durumunu, işyerinde maruz kalınan afiyet ve güvenlik risklerini de dikkate alarak işyeri hekimince belirlenen, düzenli aralıklarla çalışanların afiyet muayenelerinin yapılmasını sağlayacak.

Kadın çalışanın kocası da işin postalar halinde yürütüldüğü aynı veya ayrı bir işyerinde çalışıyor ise kadın çalışanın isteği üzerine, gece çalıştırılması, kocasının çalıştığı gece postasına rastlamayacak şekilde düzenlenecek. Aynı işyerinde çalışan eşlerin, aynı gece postasında çalışma istekleri, işverence, imkan dahilinde karşılanacak.

1 yıl süre ile gece postalarında çalıştırılamayacak

Kadın çalışanlar, gebe olduklarının doktor raporuyla tespitinden itibaren doğuma kadar, emziren kadın çalışanlar ise doğum tarihinden başlamak üzere bizzat şahsı mevzuatlarındaki hükümler saklı kalmak kaydıyla 1 yıl süre ile gece postalarında çalıştırılamayacak.

Ancak emziren kadın çalışanlarda bu süre, anne veya çocuğun sağlığı açısından gerekli olduğunun işyerinde görevli işyeri hekiminden alınan raporla belgelenmesi halinde 6 ay daha uzatılacak.

Bu çalışanların anılan sürelerdeki çalışmaları, gündüz postalarına rastlayacak şekilde düzenlenecek. Gece postalarında kadın çalışan çalıştırmak isteyen işverenler, gece çalıştırılacak kadın çalışanların isim listelerini, iş müfettişlerince yapılan denetimlerde göstermek üzere işyerinde de saklayacak.

Bir Başka Ankara Escort sitesi